Dolmabahçe sarayı nedir?

Boğaz ın Rumeli kıyısında bir saraydır. Sarayın bulunduğu ve aynı adla anılan yer, denizden doldurulduğu için dolmabahçe diye anılır. Saray 1853'te Sultan Abdülmecid'in emriyle yapılmış ve 5.000.000 altın çıkmıştır. Dolmabahçe sarayının ortasındaki yüksek kısımda «muayede (bayramlaşma) salonu» vardır. Dünyaca meşhur olan bu salondaki kristal avizenin ağırlığı 4.500 kilodur. Üzerinde 750 ampul yanar. Sarayın 8 büyük salonu, 200 odası vardır. Sultan Abdülmecit son yıllarını bu sarayda geçirmiş, daha sonra burada Murat V ve Suitan Reşat oturmuştur. İlk Meclis-i Mebusan burada toplanmış, Atatürk burada ölmüştür.

Vaktiyle Boğaziçi’nin bir parçası olan deniz, 1614’te Sultan Birinci Ahmed’in emriyle Kaptan-ı Derya Damad Halil Paşa tarafından doldurularak geniş bir arazi meydana getirildi ve padişahın has Bahçesine ilave edildi. Bu İkinci Osman zamanında bitirilebildi. Has Bahçenin içinde bir de padişaha ait Kasır yapıldı. 1719’da Sultan Üçüncü Ahmed, sonra Birinci Abdülhamid Han (1774-1789) tarafından bu kasra çok güzel çiniler döşettirildi. Sultan İkinci Mahmud (1808-1839) bu kasrın yerine büyük bir saray yaptırdı. "Eski Dolmabahçe Sarayı Hümayunu" denilen bu saray ahşaptan yapılmıştı.

Sultan İkinci Mahmud ve oğlu Birinci Abdülmecid Han (1839-1861), diğer saraylarda olduğu gibi burada da oturdular. Sonra, Sultan Abdülmecid 1853’te bu sarayı yıktırarak onun yerine bugünkü Dolmabahçe Sarayını yaptırdı. Yeni Sarayın inşası 1856’da bitti. Önceleri "Beşiktaş Sarayı Hümayunu" denilen bu saraya halk, sonradan Dolmabahçe demiştir.Sultan Abdülmecid’in annesi Bezm-i alem Valide Sultanın sarayın az ötesinde Kabataş’a doğru yaptırdığı iki minareli küçük zarif caminin inşası da aynı yıl tamamlandı.

Sarayın mimarları o devirde meşhur olan ermeni Garabet Balyan ile Muayede Salonu ve Merasim Kapılarını yapan oğlu Nikogos Balyan’dır. Deniz tarafı 600 m uzunluğunda olan mermer rıhtıma dayanmaktadır. 64.120 metrekarelik bir sahada kurulan Dolmabahçe Sarayı, Dolmabahçe’den Beşiktaş’a doğru dört büyük kısımdan meydana gelmektedir. Bunlar Mabeyn-i Hümayun (selamlık), Muayede Salonu (taht salonu), Harem-i Hümayun ve Veliahd Daireleridir. Bu kısımlar asıl sarayı meydana getirir ve yüzölçümü 16.670 metrekaredir. Sarayın kapladığı sahada bunlardan başka; cami, tiyatro, istabl-ı amire, serasker dairesi ile hazine-i hassa ve mefruşat daireleri vardır.

dolmabahçe sarayı

Bunların hemen arkasından ise; kuşluk, camlı köşk, gedikli cariyeler ve kızlarağası daireleri, hareket köşkleri, Hereke dokumahanesi, baltacılar, agavat, bendegan ve musahiban daireleri ile sarayda bulunan hizmet görenlerin hepsini doyuracak büyüklükte matbah-ı amire (mutfak) yer almıştır. Saray müştemilatında bulunan saat kulesi sonradan İkinci Abdülhamid Han zamanında yapılmıştır. Sarayın asıl girişi olan, saat kulesi tarafındaki kapı ile Kabataş-Beşiktaş yolu üzerindeki iki abidevi kapıdan başka bir kısmı denize açılan on kapısı daha vardır. Bu kapılardan bazıları fevkalade bir demir işçiliği göstermektedir.

Veliaht Dairesi, şimdi Resim ve heykel Müzesidir. Asıl saray gibi, Türkiye Büyük millet Meclisine değil, Milli Eğitim Bakanlığı Müzeler Genel Müdürlüğüne bağlıdır. Saray yol tarafından yüksek duvarlarla ayrılmıştır. Sarayın bütün dış kısımları Marmara Adasından çıkarılan beyaz mermerle inşa edilmiştir. Sarayın iç kısımlarında da su mermeri ve somaki kullanılmış olup, döşemeleri ise ahşaptır. Saray, bodrumu ile birlikte üç katlıdır. Kırk altı salonu ve iki yüz seksen beş odası vardır. Sarayın en büyük ve muhteşem yeri Muayede Salonudur. Dünyanın ünlü salonlarından biri sayılan bu salonun yüzölçümü 1800 metrekaredir. Yan ilaveleriyle 2250 metrekareyi bulmaktadır. Salonun 56 sütun üzerine oturan kubbesi 36 m yüksekliktedir. Dolmabahçe Sarayı çok değerli antikaları ve dünyanın en büyük taban halılarından birkaçı ve 36 billur avizesiyle göz alıcı bir güzelliğe sahiptir. Saray, TBMM başkanına bağlı olup, resmi konukları ağırlamakta kullanılmaktadır.

Dolmabahçe Sarayı konumu

Sarayın yer aldığı alan, dört yüz yıl öncesinde Boğaziçi’nin büyük koylarından biri olup, Osmanlı paşalarının gemilerini demirledikleri, denizcilik törenlerinin yapıldığı yer olarak kullanılmış. Zamanla bataklık haline gelen koy, 17.Y.’dan itibaren doldurularak, eğlence, dinlenme amaçlarına hizmet veren “Hasbahçe”ye dönüştürülmüş. Çeşitli dönemlerde yapılan köşkler, kasırlar grubu, Beşiktaş Sahil Sarayı adıyla anılmış. I. Abdülmecit döneminde (1839-1861) kullanışsız olduğu gerekçesiyle 1843 yılında yıkılmaya başlamış, diğer taraftan Dolmabahçe Sarayı’nın 15.000 m2 alana yayılan temelleri, meşe kazıklar ve ağaç hasırlar üzerinde yükselmeye başlamış.

dolmabahçe sarayı

Yapımı 1856 yılında bitirilen 110.000 m2 üzerine kurulu saray, ana bina dışında, saray ahırları, değirmenler, eczaneler, mutfaklar, kuşluklar, camhane, dökümhane, dokumahane, tatlıhane gibi çeşitli amaçlarda kullanılan 16 bölümden oluşmuş. Saray ana binası Mabeyn-i Hümayun (Selamlık), Muayede Salonu (Tören Salonu) ve Harem-i Hümayun adlarını taşıyan üç bölüme ayrılmış. Yapımcıları Karabet Balyan ve yardımcısı Nikoğos Balyan kalfalar olup tüm yapı bodrum katı ile birlikte üç kat olarak inşa edilmiş. Biçimde, detay ve süslemelerde gözlenen batı etkilerine karşılık sarayın kuruluş ve mekan ilişkilerinde geleneksel Türk evi plan tipinin büyük ölçekte uygulandığı gözleniyor.

Beden duvarları taş, iç duvarlar tuğla, döşemelerde ahşap kullanılmış olan sarayın 45.000 m2 lik kullanım alanı, 285 oda, 44 salonu (6 hamamı) bulunuyor. Saray zemini ince işçilik örneği parke kaplanmış üstüne önce sarayın dokumahanesinde, sonra Hareke tezgahlarında dokunmuş 4454 m2 halı serilmiş. Dolmabahçe Sarayı duvarlarını ise her biri paha biçilmez sanat eseri olan 600 civarında tablo süslüyor. Bu tablolar arasında Boulanger, Fromentin, Gerome, Zonaro, Ayvazovski gibi Avrupalı ressamların eserleri ile Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmet Paşa, Avni Lifij gibi yerli usta ressamların eserleri ve adsız saray ressamlarının yaptıkları tablolar yer alıyor.

Dolmabahçe Sarayı bölümleri

Padişah'ın devlet işlerini yürüttüğü Mabeyn, işlevi ve görkemiyle Dolmabahçe Sarayı'nın en önemli bölümü özelliği taşıyor. Girişte karşılaşılan Medhal Salon, üst kat ile bağlantıyı sağlayan ve protokol niteliği taşıyan Kristal Merdiven, elçilerin ağırlandığı Süfera Salonu ve Padişah'ın huzuruna çıktıkları Kırmızı Oda, İmparatorluğun tarihsel görkemini vurgulayacak biçimde süslenmiş ve döşenmiş. Üst katta yer alan Zülvecheyn Salonu, Padişah'ın Mabeyn'de kendine özel olarak ayrılmış dairesine bir tür geçiş mekanı oluşturuyor. Bu özel dairede, Padişah için, mermerleri Mısır'dan getirilmiş görkemli bir hamam, çalışma odaları ve Sultan’ın günlük yaşantısını sürdürdüğü yemek ve dinlenme odaları yer alıyor.

Aynı bölümde bulunan ve Halife Abdülmecid'in kitaplarından oluşan kütüphane sarayın dikkat çekici mekanlarından sayılıyor. Harem ve Mabeyn bölümleri arasında yer alan Muayede Salonu, Dolmabahçe Sarayı'nın en yüksek ve en görkemli salonu özelliği bulunuyor. 2000 m² yi aşan alanı, 56 sütunu, yüksekliği 36 metreyi bulan kubbesi ve bu kubbeye bağlı yaklaşık 4,5 tonluk İngiliz yapımı avizesiyle bu salon, saray’ın diğer bölümlerinden belirgin bir biçimde ayrılıyor. Salonun avizesi, Sultan Abdülmecid tarafından İngiltere’den sipariş verilerek satın alınmış. Dolmabahçe Sarayı'nın Batı etkileri altında, Avrupa saraylarından örnek alınarak yapılmış bir saray olmasına karşılık, işlevsel kuruluşu ve iç mekan yapısında "Harem"in eskisi kadar kesin çizgilerle olmasa da, ayrı bir bölüm olarak kurulmasına özen gösterilmiş.

Ancak Topkapı Sarayı'nın tersine, Harem, artık Saray’dan ayrı tutulmuş bir yapı, ya da yapılar topluluğu olmayıp, aynı çatı altında, aynı yapı bütünlüğü içinde yerleştirilmiş özel bir yaşama birimi haline getirilmiş. Dolmabahçe Sarayı, hizmete açıldığı 1856 yılından, halifeliğin kaldırıldığı 1924’e kadar aralıklarla altı padişaha ve son Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendi’ye ev sahipliği yapmış. 1927-1949 yılları arasında Saray, Cumhurbaşkanlığı makamı olarak kullanılmış. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1927-1938 yılları arasında İstanbul’daki çalışmalarında Dolmabahçe Sarayı’nı kullanmış ve burada hayata gözlerini yummuş.

Kristal merdiven

Sarayı gezmeye daha yeni başlarken mücevher gibi göz alıcı bir aydınlık, parlaklıkla kaplı girişte Kristal Merdivenle karşılaşılıyor. Sarayın protokol girişinden üst kata çıkış bölümü kristalden yapılmış tırabzan parmaklıklar nedeniyle bu isimle veya Saltanat Merdiveni olarak anılıyor. Merdivenler, sarayın hizmet katını devlet katına bağlıyor. Barok stilde dönüşlerle hareket kazandırılmış olan ve Süfera Salonu, Zülvecheyn Salonu’na geçişi sağlayan tırabzanlarında kesme kristal kullanılan bu merdivenler, büyük avize ve gün ışığını doğrudan içeri alan cam tonoz örtü ile altında yansımalarla göz kamaştıran, tüm detayların ortaya çıkmasına yardımcı olan aydınlık bir ortam oluşturuyor.

Mavi salon

Sultan’ın Muayede salonunda ki bayramlaşmadan sonra Halife Merdiveni’nden çıkarak ulaştığı ve Harem halkının tebriklerini kabul ettiği Harem’in Tören Salonu biliniyor. Sultan’ın Haremde ki dairesinin merkezinde yer alan ve altın varaklı panolar dışında kalan salon renginde dokuma, süsleme, seramik ürünlerde ön plana çıkan mavi renk nedeniyle Mavi Salon olarak anılıyor.

Süfera salonu

Dolmabahçe Sarayı ‘nda yabancı konuk ve elçilerin kabul edildiği Süfera Salonu orta sofa ve dört köşede konumlanmış odalarla oluşturulan simetrik özellik taşıyor. Salon mimarisi, dekorunda, salon işlevi göz önüne alınarak en ince detayına kadar konukları etkileme amacı güdülmüş.

Pembe salon

Osmanlı döneminde “Valide Sultan Divanhanesi” ve “Balkonlu Sofa” olarak biliniyor. Valide Sultan ve kadın efendilerin özel konuklarının ağırlandığı bazılarına padişahların da katıldığı davetler bu salonda verilmiş. Salonun zeminini kaplayan büyük boy Hereke halısı saray üslubu ile dokunmuş seçkin bir orta halı olarak dikkat çekiyor. Duvarlar Harem karakterine uygun kadın portreleri yer alıyor. Fransız ressam Pierre D’esire Guillemet imzalı iki saraylı kadın portresi ile Charles Chaplin tarafından yapılmış Mayıs Gülleri adlı tablolarla Harem duvarları süslenmiş.

Zülvecheyn salonu

İki cepheli salon anlamı taşıyan Zülvecheyn Salonu, hem iç, hem dış mabeyn ile bağlantı sağlaması nedeniyle bu isimle anılıyor. Padişahın kabul, çalışma amaçlı kullanmasının yan ısıra salon mevlitlerin okunduğu, nikahların kıyıldığı, ramazan aylarında huzur derslerinin verildiği, dini tören ve önemli günlerin de gerçekleştiği salon olmuş. Salonun itinalı ve farklı malzemelerle kaplı parke zemini ve aynalar üzerinde asılı bulunan Sultan ikinci Abdülhamit tuğralı panolar hayranlık uyandırıyor.

Elçi kabul odası

Osmanlı sultanı tarafından kabul edilen elçilerin güven mektuplarını sundukları bu oda, Osmanlı siyasal tarihi boyunca pek çok olay “Sefirler Odası” olarak da anılan bu mekanda gerçekleşmiş. Altın varaklarla bezenmiş tavanı, kumaş dokusu izlenimi veren duvar kaplama süsleri, Hereke kumaşlarında ki hakim kırmızı renk, yekpare altın varak kornişlerin, 19. yy da moda olan porselen süslemeli sehpaların kullanıldığı Kırmızı Oda, imparatorluğun tüm ihtişamını yansıtıyor.

Sedefli oda

Dolmabahçe Sarayı’nın bu odasında dikkat çeken sedef kullanımlı eşyalar, bu odanın bu isimle anılmasına sebep olmuş. Orta masa, dolaplar, oturma grupları pencere aralarında bulunan çiçeklikler, özel tekniklerle sabitlenmiş örnekler oluşturuyor.

Kırmızı oda (has oda)

Harem bölümünde ki resmi kabullerin gerçekleştirildiği Kırmızı Oda, dekorasyonda kullanılan kırmızı rengin egemenliğinde bu ismi kazanmış, Haremin en görkemli odasının özellikleri arasında duvarlarının kumaş kaplı ve tavanının kubbe biçimde tasarlanmış olması gösteriliyor. Aynada yansıyan kubbe görüntüsü, şöminesi, lake ve altın varaklı kapı kanatlarında kullanılmış olan hilal motifi, dünya harita işlemeleri, kırmızı kristal avizeleri, Yıldız yapımı olan kapaklı vazo Kırmızı odayı diğerlerinden ayıran özelliklerden sayılıyor.

uayede salonu

Mabeyn-i Hümayün bölümleri arasında yer alan büyük Salon Dolmabahçe Sarayının en yüksek tavanlı, en görkemli bölümü olup, padişahın, hanedanın erkek üyelerinin vezir ve vekillerin, teşrifatçı memurların kutlamaları kabul ettiği mekanın farklı ayrıcalıkları bulunuyor. Salonun iç bölümde 36 metre yükseklikte kubbesi, dış kaplamada ise çatı örtüsü koruma sağlıyor. Solon döşemesinde fazla eşya olmamasına karşın, salonun en dikkat çekeni 4,5 ton ağırlığında, İngiliz yapımı, 664 mumluklu, kristal avize salonu fazlasıyla dolduruyor.

Kütüphane

Abdülmecit Efendinin kendi topladığı kitap ve dergilerden başka, Atatürk ve İnönü döneminde alınan ve hediye olarak gelen kitaplarda daha da zenginleşmiş. Kütüphanede halen on bin üzeri kitap, dergi bulunuyor. Arkalığında Sultan 2. Abdülhamit’in arması bulunan koltuk kütüphanenin bir parçası olarak ilgi çekiyor. Selamlık bölümünde Harem bölümüne geçişler için koridor ve sofalar kullanılıyor. Sarayın tablo koleksiyonunun önemli bölümü de yine bu uzun koridorların duvarlarında yer alıyor. Koridorun Harem bölümüne yaklaşan yerlerinde kadın portreleri ağırlık kazanıyor. Denize bakan cephede yer alan pencereler şekil ve cam renkleriyle hayranlık uyandırıyor.

Sarayda bulunan Tercüman Odası, tercümanların bekletildiği oda olarak işlev görürken, Elçi Kabul Odası da aynı amaçla anılıyor. Dolmabahçe Sarayı Mavi salona açılan Atatürk’ün çalışma odası döşemesinde Hereke halısı, mobilya, tablo ve vazolarla sadelik gözlenirken, Nutuk üzerinde uzun çalışmalar yaptığı masa büyük önem taşıyor. Sarayın dinlenme odaları ve Binek Odası, Yazı Dairesi, Müzik Odası, salonlarında örneği az görülen parçalar görülüyor. Bunlar arasında yekpare üç pencerelik korniş, altın varaklı konsol aynalar, geometrik desenli halılar, ipek dokumalar, çini sobalar, Avrupa porselen şömineler, yaprak görünümlü kesmeli kristal avizeler, ayaklı kristal avizeler, gümüş mangallar, ahşap oymalar, altın varaklı oturma grupları, som gümüş ayaklı sehpalar, imparatorluğun estetik zenginliğinin yansıması olarak kabul ediliyor.

Saat koleksiyonu

284 adet mekanik saatin yanı sıra barometre, termometre, hygrometre, galvanimetre gibi mekanik ölçüm araçlarını da içinde barındırıyor. Saatlerin ağırlıkta ve önemce önde olduğu koleksiyonda, objelerin çoğunluğunu 19. yüzyıl Fransız yapımı saatler oluşturuyor. Fransız yapımı saatlerin ardından 18. yüzyıl İngiliz saatleri, Avusturya saatleri, Alman ve Amerikan saatleri geliyor. Saatlerin geneli, Saray’ın tefrişi ile uyumlu, zaman göstermenin yanı sıra aksesuar olma özelliğini de taşıyan bir çift vazosu, şamdanı ya da barometresi ile bahü, konsol veya orta masaları süsleyen çalarlı ya da farklı fonksiyonlarda objeler olarak gösteriliyor.

Saray genelinde tefrişlerinde esas alınan, hemen her yaşam alanına en az bir saat koymak olmuş. Şöyle ki, büyük salonlarda ya bir ayaklı saat ya da orta masada bir oturtma saat, dairelerde birer saat, perde araları ve büyük duvarlarda paralel birer saat ve barometre yerleştirilmiş. Saatlerin büyüklüğü, özellikleri, yapıldığı malzeme kullanan kişi ve tefriş edildiği odaya göre çeşitlilik gösterdiğinden çok gösterişli saatlerden ahşap, sade kütüphane ve katip odaları saatlerine kadar uzanan bir genişlikte olduğu gözleniyor. Büyük salon ve odalarda kuvvetli sesleri ile zamanı sesli olarak da duyuran saatlerin yanı sıra, dinlenme ve yatak odalarında daha sessiz çalışan, çan yerine gonk ya da müzik çalan saatler görülüyor.

Aydınlatma araçları

Koleksiyonu’nun en önemli grubunu kristal avize ve şamdanlar oluşturuyor. Kristal eserlerin yanı sıra dönemin üslup ve süsleme özelliklerini bünyesinde barındıran diğer avize, şamdan, lamba, aplik, paraçol (Altı destek demirli), fener ve kandil gibi çok çeşitli aydınlatma araçları ile koleksiyon geniş bir dağılım gösteriyor. Dolmabahçe Sarayı 19. Yüzyılın en ünlü cam üreticilerinin eserleri olan kristal avize ve şamdanlarla aydınlatılmış. Dönemin siyasi ortamı, yapılan ticari antlaşmalar, İngiltere, Fransa’nın düzenlediği uluslar arası fuarlar söz konusu teknoloji ve sanat ürünlerinin Osmanlı Saraylarına girmesinde rol oynamış.

Dolmabahçe Sarayı Mabeyn’de ve Muayede Salonu’nda mekanların fonksiyonlarını vurgulayacak nitelikte özenle seçilen ve sipariş edilen büyük boyutlu İngiliz kristal avizeler bulunuyor. Dolmabahçe Sarayı, müzik aletleri ve notaları bakımından tam bir Batılı saray olarak kabul ediliyor. Saray’da bulunan 9 piyano, 2 harmonyum, 2 org, çello, kontrbas ve kemanlar dışında, nota arşivi de Batı müziği çalmaya ve öğrenmeye yönelik bir repertuar yer alıyor.

Hat zaanatı ve yazı takımları koleksiyonu

Dolmabahçe Sarayı Hat Sanatı ve Yazı takımları Koleksiyonu kapsamında gruplandırılmış eserler, hat levhaları, yazı takımları, mühürler, arma ve nişan ve madalyalar, haritalar ve masa zillerinden oluşuyor. Dolmabahçe Sarayı Hat Koleksiyonu’nu oluşturan levhalardan en önemlileri, Saray’ı yaptırmış olan Sultan Abdülmecid (1839-1861) olan hat eseri olarak gösteriliyor. Sultan Abdülmecid, hat sanatını, bir ekol olan Mahmud Celaleddin’in talebesi Mehmed Tahir Efendi’den öğrenerek, icazet almış. Celi sülüs yazı ile yazmış olduğu levhaları koleksiyonda mevcut olup, Hanedana mensup, sanatkar şahsiyetiyle ön plana çıkan son halife Abdülmecid Efendi’ye ait levhalar da özenle korunuyor. Yine devrin meşhur hattatlarından Yesari-zade Mustafa İzzet Efendi, Şeyh Mehmed Abdülaziz Rifai, Şefik Bey’in yazmış olduğu levhaları da saray koleksiyonunda yer alıyor.